Diyarbakır'ın en büyük aşireti kim ?

Zeynep

Yeni Üye
Diyarbakır’ın En Büyük Aşireti Kim? Bir Şehrin Hafızasında Saklı Kalan Hikâye 1. Bölüm: Eski Bir Soruyla Başlayan Uzun Yolculuk Arkadaşlar, bugün sizlerle Diyarbakır hakkında yıllardır insanların sohbetlerinde karşıma çıktığını düşündüğüm, cevabı ilk bakışta kolay gibi görünen ama biraz derinleşince insanı tarih, kültür ve toplumsal hafıza üzerine düşündüren bir konuyu hikâye şeklinde paylaşmak istiyorum: Diyarbakır’ın en büyük aşireti hangisi? Bu soruyu yalnızca bir isim öğrenmek için sormuyorum. Çünkü Diyarbakır denildiğinde akla sadece surlar, Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri, ciğer kebabı ya da tarihi hanlar gelmez. Bu şehir, aynı zamanda kuşaklar boyunca birbirine aktarılan aile hikâyelerinin, göçlerin, akrabalık bağlarının, ortak sevinçlerin ve kimi zaman da derin anlaşmazlıkların şehridir. Hikâyemizin kahramanı Murat, Diyarbakır'ın eski sokaklarından birinde büyümüş, üniversite eğitimi için başka bir şehre gitmiş genç bir adamdı. Yıllar sonra memleketine döndüğünde çocukluğunda duyduğu sohbetlerin değiştiğini fark etti. Eskiden kahvehanelerde, avlularda ve aile ziyaretlerinde anlatılan hikâyelerin yerini artık sosyal medyadaki kısa videolar, tartışmalar ve kesin hükümler almıştı. Bir akşam, çocukluğunun geçtiği mahalledeki eski bir çay ocağına uğradı. Masada oturan yaşlılar, her zamanki gibi memleket meselelerini konuşuyordu. Murat çayından bir yudum aldı ve aklındaki soruyu ortaya attı: “Amca, Diyarbakır'ın en büyük aşireti hangisi? Herkes başka bir isim söylüyor. Birisi nüfusunun çok fazla olduğunu iddia ediyor, diğeri kendi aşiretinin daha geniş bir alana yayıldığını anlatıyor. Gerçek hangisi?” Masadaki yaşlılardan Hasan Amca gülümsedi. Çay kaşığını tabağa bıraktı ve şöyle dedi: “Evlat, sen önce büyüklükten ne anladığını söyle. İnsan sayısını mı soruyorsun, yaşadıkları yerleri mi, tarih boyunca etkili olmayı mı? Bunların hepsi aynı şey değil.” Murat bu cevabı beklemiyordu. Ona göre sorunun bir adı, o adın da kolayca bulunabilecek bir karşılığı olmalıydı. Fakat o akşam başlayan sohbet, onu beklediğinden çok daha uzun bir yolculuğa çıkaracaktı. Belki de mesele tam olarak buydu: Bir toplumu anlamak için önce sorduğumuz sorunun neyi ölçtüğünü bilmemiz gerekiyordu. Peki sizce bir aşireti büyük yapan şey nedir? Kalabalık bir nüfus mu, geniş bir coğrafyaya yayılmış olmak mı, yoksa kuşaklar boyunca korunmuş toplumsal bağlar mı? 2. Bölüm: Diyarbakır'da Aşiret Meselesinin Tarihsel Arka Planı Ertesi sabah Murat, yıllardır aile büyüklerinin anlattığı hikâyeleri daha dikkatli dinlemeye karar verdi. Önce dedesinin eski evine gitti. Evin avlusunda oturan dedesi Mehmet, dut ağacının gölgesinde eski fotoğrafları düzenliyordu. Murat, Hasan Amca'nın sözlerini anlattıktan sonra dedesine aynı soruyu yöneltti. Dedesi, fotoğraflardan birini eline alarak konuşmaya başladı: “Eskiden insanlar sadece kendi evlerinde yaşamazdı. Aileler birbirlerinin düğününe gider, hastalandığında kapısını çalar, tarlada yardıma ihtiyaç olduğunda birbirine destek olurdu. Ama bütün bunları tek bir aşiretin yaptığı gibi düşünme. Bu bölgede farklı topluluklar, aileler ve yerel ilişkiler iç içe yaşardı.” Diyarbakır'ın toplumsal geçmişi gerçekten de tek bir isimle açıklanamayacak kadar katmanlıdır. Şehir merkezi ile çevresindeki kırsal bölgelerin tarihleri her zaman aynı biçimde ilerlememiştir. İlçeler, köyler ve yerleşimler arasında farklı ekonomik koşullar, göç yolları, akrabalık ağları ve yerel güç ilişkileri oluşmuştur. Aşiretler de bu tarihsel ortamın bir parçası olarak şekillenmiştir. Bazı toplulukların bağlantıları geniş bir coğrafyaya uzanırken bazıları belirli bölgelerde daha yoğun biçimde varlık göstermiştir. Zaman içinde evlilikler, göçler, ekonomik değişimler ve idari sınırlar bu ilişkileri dönüştürmüştür. Osmanlı döneminde aşiretlerle devlet arasındaki ilişkiler, yerel yönetim, vergi düzeni, güvenlik ve iskân politikaları gibi konularla bağlantılıydı. Cumhuriyet döneminde ise kentleşme, eğitim, ulaşım, tarım ekonomisindeki dönüşüm ve büyük şehirlere yönelen göçler toplumsal yapıyı yeniden şekillendirdi. Dedesi anlatırken Murat'ın zihninde yeni bir düşünce belirdi: Bugün bir aşiretin nerede ve ne kadar kalabalık olduğuna ilişkin anlatılar, geçmişteki yerleşim düzenini doğrudan yansıtmayabilirdi. Çünkü insanlar taşınmış, aileler farklı şehirlerde yaşamaya başlamış, eski köyler büyümüş ya da boşalmıştı. Aynı aileye mensup kişiler bile kendilerini farklı biçimlerde tanımlayabiliyordu. Dedesi sözlerini şöyle tamamladı: “Geçmişi anlamak istiyorsan yalnızca kimin güçlü olduğunu sorma. İnsanların nasıl yaşadığını, neden yer değiştirdiğini ve birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu da araştır.” Murat o gün, bir isim ararken aslında bir toplumsal tarihin kapısını araladığını anladı. 3. Bölüm: En Büyük Aşiret Hangisi? Kesin Bir Cevap Vermek Neden Zor? Murat eve döndüğünde araştırmaya başladı. İnternette farklı aşiret isimleriyle karşılaştı. Bazı paylaşımlar belirli toplulukların çok geniş bir nüfusa sahip olduğunu öne sürüyor, bazıları ise tarihsel nüfuzlarını öne çıkarıyordu. Fakat iddiaların çoğunda aynı sorun vardı: Sayıların nasıl hesaplandığı belli değildi. Bir yerde binlerce kişiden söz ediliyor, başka bir yerde çok daha yüksek rakamlar veriliyordu. Ancak bu rakamların hangi tarihe dayandığı, hangi yerleşimleri kapsadığı veya kimlerin aynı topluluğa dahil edildiği açıklanmıyordu. Murat bu kez üniversiteden arkadaşı Selim'i aradı. Selim, toplumsal tarih üzerine okuma yapan ve araştırma yöntemlerine meraklı biriydi. “Bir aşiretin nüfusunu öğrenmek istiyorsan önce güvenilir bir veri bulman gerekir,” dedi Selim. “Ama Türkiye'de aşiret mensubiyetini bütün ülke çapında aynı tanımla ölçen, güncel ve kapsamlı bir resmî nüfus sayımı bulunduğunu varsayamayız. Dolayısıyla internette gördüğün rakamları kesin sonuç gibi kabul etmemelisin.” Bu önemli bir ayrımdı. Türkiye İstatistik Kurumunun nüfus istatistikleri il, ilçe, yaş ve benzeri demografik özellikler hakkında veriler sunabilir; ancak bu veriler tek başına Diyarbakır'daki aşiretlerin büyüklüğünü sıralayan bir liste oluşturmaz. Üstelik “Diyarbakır'ın aşireti” ifadesi de farklı anlamlara gelebilir. Yalnızca Diyarbakır il sınırları içinde yaşayan mensuplar mı sayılacaktır? Diyarbakır kökenli olup İstanbul, İzmir, Ankara veya Avrupa'da yaşayanlar da dahil edilecek midir? Aynı aşiretin farklı kolları birlikte mi değerlendirilecektir? Kendini o aşirete mensup sayan herkes aynı ölçüte göre mi hesaba katılacaktır? Bu soruların yanıtı değiştiğinde sonuç da değişebilir. Bir başka önemli nokta da nüfus ile toplumsal etki arasındaki farktır. Bir topluluk çok sayıda kişiden oluşabilir ama üyeleri farklı şehirlerde ve farklı yaşam biçimlerinde dağılmış olabilir. Daha küçük bir topluluk ise belirli bir bölgede tarihsel bağları, ekonomik ilişkileri veya yerel dayanışması sayesinde daha görünür olabilir. Bu nedenle Diyarbakır'ın en büyük aşiretini kesin biçimde belirlemek için öncelikle ortak ve doğrulanabilir bir ölçüt gerekir.
 
Üst